EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Köşe Yazısı - SARIKIZ BALYOZU GETİR, YECÜC İLE MECÜC ELDİVENİMİ ÇALMIŞLAR... - www.booktanhaber.com - Haberin Doğru Adresi
   
 

Erenç YILDIZ ¬

Erenç YILDIZ

 SARIKIZ BALYOZU GETİR, YECÜC İLE MECÜC ELDİVENİMİ ÇALMIŞLAR...

 Yazı Boyutu

 Tarih : 29.01.2010 - 16:12:20


Yaşadıklarından öğrendiği bir şey var vardır Behramoğlunun.. Ve yıllarca devlet erkânı ile yaşamaktan da benim öğrendiğim bir şey vardır...

 

 
68 kuşağı 2000 yıllarda yaşayan gençlerin hiçbir şeyden haberi olmadığını savunurlar. Özellikle darbe görmüş olmadıkları için dünyadan bir haber olduklarını da düşünürler. Amma velâkin gelin görün ki 2000 kuşağı da meğer darbe içindeymiş de haberi yokmuş… 
 
Son günlerde kamuoyunun gündemine “balyoz” gibi inen darbe iddiaları her ne kadar “tineyç” diye tabir edilen yeni yetme gençleri yani 2000 kuşağını ilgilendirmiyorsa da eminim 90 kuşağını etkilemeyi başarmıştır.
 
Ben 80 kuşağıyım… Son ihtilal olduğunda, askeri bir aracın ne olduğunu bile bilecek yaşta değildim. Okul kapılarında konuşlanmış tankların okula giden ağabeylerimizi kötülüklerden korumak için geldiğini sanırdım. Askeri araçlar arasından evine, işine giden insanların ürkek bakışları hatıralarıma, yanmış sakıncalı romanların isi,  kokusu üstüme sinmesine rağmen,  80 ihtilali yerine doğuştan içime kazınan ve itina ile geliştirilen merhamet damarlarımdan beklide, siyaset bilimi ders kitaplarından bildiğim 60 ihtilali daha çok etkilemiştir.  Ders kitaplarının satır aralarında ince ince hissettirildiği gibi 60 ihtilalinin askere tanınmayan maddi imkânlar nedeni ile olduğunu düşündüm hep…  ve Alparslan Türkeş’ten her bahsedilişinde sanki biri görecekte ayıplayacakmış gibi gizli gizli  “ironi “ diyorum… Öyle ya 27 Mayıs 1960 Cuma sabah saat 5.25’de radyoda darbe bildirisini okuyan Kurmay Albay Alparslan Türkeş, 20 yıl sonra bir başka ihtilal ile tutuklanmış (meslektaşları tarafından) ve idamla yargılanmıştı. Neyse ki vatanın evlatlarına tüm gaddarlığını sergileyen cuntanın merhameti tutmuş müebbet hapse çevrilmişti…
 
Darbe iddialarını değerlendirmeye almak için Türkiye’de askerin sivile müdahalesinin geçmişine şöyle bir bakalım önce;

TARİH
MÜDAHALE
KİM TARAFINDAN
GÖREVDEKİ HÜKÜMET
1957
Darbe girişimi
Bir grup subay
DP
27 Mayıs 1960
Darbe
Bir grup subay
DP
22 Şubat 1962
Darbe girişimi
Bir grup subay
CHP
20 Mayıs 1963
22 Şubatın devamı
Bir grup subay
AP
20 Mayıs 1969
Darbe girişimi
Bir grup subay
AP
9 Mart 1971
Darbe girişimi
Bir grup subay
AP
12 Mart 1971
Muhtıra
Genel Kurmay Başkanı
AP
12 Eylül 1980
Darbe
Genel Kurmay Başkanı
AP
28 Şubat 1997
MGK Bildirimi
Genel Kurmay Başkanı
Refahyol
27 Nisan 2007
Genel Kurmay Basın Açıklaması
Genel Kurmay Başkanı
AKP
           
 
            Görüldüğü üzere askerin sivil yönetime müdahale yöntemi geçen yıllar içerisinde değişiklik göstermiştir.   Detaya inip baktığınızda pek çok kere darbe planı yapılmış ise de muhtelif sebeplerden başarılı olunamamıştır.  Genel Kurmay 12 Eylül haricinde darbeyi önleyen, gerekiyorsa sadece uyarı yapmayı uygun bullan makam olmuştur.  Darbe planlayıcı cunta genelde Albay düzeyindeki subaylardır. Bazen Genel Kurmay Başkanının ya da ordunun genelinin haberi olmuştur bazen olmamıştır. Kimisi "bırakın bu işin peşini" demiştir. Kimisi görmemezlikten gelmiştir. Tablonun en ilgi çeken tarafı ise askerin bütün müdahalesi ve müdahale girişimlerinin sağ partiler hükümette iken yapılmasıdır.  Sadece 1962’de yapılan darbe girişimi sol parti hükümette iken yapılmış ancak Genel Kurmay tarafından s"ol bir partiye darbe yapılmak istenmediğinden" engellenmiştir.  Tabloda açıkça görülen bu unsur akıllara şu soruyu getiriyor;  asker sol parti eğilimli mi?   Kim bilir belki yürüyüş kararında her sol adımda "sol! sol!" diye bağırılmasının nedeni de budur…   Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'un, “Askerlere, ‘Allah Allah' diye hücum emri veriyoruz” demesiyle bu bağlantı arasında çokta bir fark yok aslında. Çünkü daha dün Yüksek Askeri Şura kararlarıyla ordudan atılan askerlerin esas atılma sebepleri; evlilik yüzüklerini gümüş tercih etmeleri, namaz kılmaları ya da eşlerinin kapalı olması… Evet, şanlı ordumuz hücuma “Allah! Allah” nidaları ile gider… Bu Türk Ulusu müslüman olduğundan beri böyledir… Değiştirilemez bir mihenk taşı gibidir adeta… Gelenekselleşmiştir. Türk Ulusu savaşta canını "Allah" uğruna verdiği için "şehit"tir... 
 
Sayın Başbuğ bir dahaki konuşmasında standart askerlik diyaloglarından biri olan yemeklerden önce bütün bölüğün  “tanrımıza hamdolsun” diye bağırmasını da dile getirebilir. Bakın biz tanrımıza şükür bile ediyoruz o kadar dindarız yani babında…  Nede olsa birebir Türkçesi  "Allah’a şükürler olsun” olan "el-hamdu lillah”ın askeri versiyonudur kendileri... Tam Türkçesi bile değildir yani.  İşte başka bir ironi; hücuma geçtiğinde “Allah” lafzını söylemekten çekinmeyen ordu yemeklerden önce “Tanrı” demeyi uygun görmüştür… Üstelik arapça olan "hamd" kelimesini değiştirmeye tenezzül etmezken... Benim bildiğim Hıristiyanların yaradana hitap şeklidir bu! Müslümanların değil!

Genç Bahriyelilerin çıkardığı Pusula Dergisi'ne Deniz Kuvvetleri Komutanı görevindeyken verdiği röportajda “Kendinize ileride faydalı olabilece­ğine inandığınız notlar tutun, mümkünse günlük tutun. Bu okulda bizden çok büyüklerin yani bizim hocalarımızın ye­tişme şeklinde günlük mecburiyeti varmış, günlük tuttururlarmış. Bunun kıymetini çok sonra öğrendik. Bir kere, en basit faydası nesillerin devamında. Mesela ben oturup 1975 senesinde gemide II. Komutanlık hatıralarımı eğer bir kenara günlük olarak yazamamışsam hepsini hatırla­mam mümkün değil. Ama yazdıysam her hadiseyi boştan aşağıya hatırlarım ve bunları bir hatıra olarak yazdığım zaman sen okuyacaksın, herkes okuyacak ve herkes bir hatıradan bir olaydan kısmetini olacak ve göreceksiniz o senelerde insanlar nasıl yaşıyorlarmış, neler düşünüyor­larmış?” diyerek günlük tuttuğunun ve bir gün bu günlükleri birilerinin okuyacağının açık sinyallerini veren Emekli Oramiral Özden Örnek, günlüğünün meydana çıkmasından sonra CNN TÜRK´e ´Komutanlığım döneminde hiçbir zaman günlük tutmadım. Böyle bir günlüğüm mevcut değildir. Haberler tamamen uydurmadır´ diyebildi.
 
Oysaki Alper Görmüş hakkında darbe günlükleri yüzünden "iftira ve neşren hakaret" davası açmış mahkeme dolaylı yoldan da olsa günlüklerin Özden Örnek'e ait olduğunu kabul etmişti.  Yıllar sonra 16 Mart 2009 günü tempo24.com.tr internet haber sitesinde yayınlanan ve Mustafa Balbay'ın bilgisayarından elde edilen günlükler de, emekli Oramiral Özden Örnek'in günlüklerini teyit eder mahiyette idi. 
 
Özden Örnek ile Mustafa Balbay’ın ortak fikir birlikleri darbe ile yeterli kalmıyor.  Örnek’in sinema yönetmeni olan oğlu Tolga Örnek’in çektiği ve her ne hikmetse Şanlı Türk Ordusu’nun bir ferdi olan babasına rağmen Çanakkale destanını “Gallipoli” adıyla “Anzakların gözünden” belgeselleştirmişti. Darbe planlarını babası ile paylaşan Balbay “Kendini Anzak sanmak Sendromu”nu da oğlu ile paylaşarak “Çanakkale'den Avustralya'ya ANZAK TÜRKLERİ”  adlı kitabı ile bunu birde duyurur… Nede olsa Çanakkale savaşında mağdur olan sırf işgal devletleri istiyor ve çıkarlarına yarayacak diye hiçbir savaşı ve alıp veremediği yokken yurduma saldırmak için ta Avustralya’dan gelen Anzaklar ’dır.  Vatanseverliğinizin ve demokratik bilincinizin gözlerimi yaşarttığını söylemeden geçemeyeceğim sayın Örnek ailesi…
 
Yaşadıklarından öğrendiği bir şey var vardır Behramoğlu’nun…  Ve yıllarca devlet erkânı ile yaşamaktan da benim öğrendiğim bir şey vardır; bir suçu asla tek kişi işlemez… Her zaman suç bir grubun ortak hareketinden çıkar. Gün gelir grup üyelerinden biri/birileri deşifre olma tehlikesi ile karşılaşırsa kendisi apar topar “emekliliğe” sevk edilir.  Mevki sahipleri alelacele emekli oluyorsa bilin ki bunun altında bir çapan oğlanı yatıyor ve biri o oğlanı fena rahatsız ediyor…
 
“İyide herkes bir şeyler yazıyor, birileri sürekli bir şeyler konuşuyor… Kime inanalım? Biz kendi gözümüzle görüp işitmedik ki” diyebilirsiniz… Hatta dediniz bile… Bende darbe günlüklerini okumadım, Örnek’li toplantılara katılmadım ama gördüklerim duyduklarım darbenin bir söylenti olmadığına inandırıyor beni…
 
2003 yılında çok yakından tanığım bir Binbaşının söyledikleri dün gibi kulaklarımda çınlıyor : “İmama, polise durmadan zam yapan ekstra ücretler ödeyen hükümet askeri zor durumda bırakıyor. AKP iktidarına karşı sabır tükeniyor. Albaylar ve Binbaşılar düzeyinde gruplaşmalar çoktan başladı. Demedi deme darbe kapıda… Bir sabah uyandığında her şey değişmiş olabilir.”  Bunları hatırlayınca bir çok kişi gibi sözü edilen darbe planlarını 80 ihtilaline değil 60 ihtilaline benzetiyorum. Hem de pek çok bakımdan…
 
Aynı dönemlerde yurt dışında yaşayan askeri ve siyasi birçok araştırmanın içinde olan bir başka rütbeli arkadaşım da darbenin kapıda olduğunu, ancak bu kez SİVİL DARBE yapılacağını anlatırdı.  Asker 80 sonrası bir fiil darbenin içinde olmaktan yana değildi. Darbenin demokrasiye sekte vurması yüzünden askerin halk gözündeki güvenirliği ve sempatisi değer kaybediyordu. Hükümete haddi bildirilecekse bu Üniversite öğrencileri ve sivil toplum örgütleri kullanılarak sivil taraftan yapılmalıydı.

O yıllarda pür dikkat ha oldu ha olacak diye darbe bekçisi kesilmeme rağmen en ufak bir kıpırdanma bile hissetmemiştim.  Zannımca cunta birlikleri kendi içinde çatlaklar vermişti ve Çetin Doğan emekli olmadan az evvel sarıkız açığa çıkmış,  girişim boşa gitmişti…   
Planların ne olduğu hükümet tarafından öğrenilmiş ve karşı bir plan oluşturulmuştu. Üniversiteler ve Sivil Toplum Örgütleri cuntanın eline geçmeden hükümetin eline geçmeliydi… Bütün deliller bir gün lazım olup leyhte kullanılmak üzere itina ile rafa kaldırılarak saklandı. Herhangi bir çatlak sesin çıkmaması ya da herhangi bir kötü sızıntının olmaması için cuntacılara yasal işlem yapılmadı aba altından sopa gösterilmedi. Rutin “devlet içinde örtbas” prosedürü uygulanarak emekliye ayrılmaları sağlandı.  
 
Darbe iddialarının çıkış noktası olan Ergenekon davasında çok daha ilginç detaylar var. Savcı Zekeriya Öz, Ergenekon’u Agartha’ya bağlamış. Agartha, Atlantis ve Mu’dan kalma bir bir efsane. Efsaneye göre Atlantis’in ve Mu’nun yokolmasından sonra bu iki efsane ülkenin bilidamaları ve önde gelenleri Agartha’yı kurmuşlar. Yerini kimse bilmemekle birlikte Orta Asya’da dağların altında kurulmuş bir yeraltı ülkesi olduğu varsayılıyor. Yeri net değil. Altay dağlarının, Himalayaların, Pamir dağlarının altında bir yerlerde. Bazı isimlerin Agartha’lı oldukları da iddialar arasında. Ünlü matematikçi Pitagoras gibi… Ergenekona “Erkenkondu” diyen bir TV dizisinde Ergenekon başkanına da “Pisagor” dendiğini hatırladım birden… Sanırım Dizinin senaristi de bu Agartha konusuna yabancı değil… 
 
Bir başka şaşırtıcı benzerlik ise Ergenekon merkezi olduğu iddia edilen Agartha ile fitne ve fücurun kaynağı ve kıyamet alametlerinden biri olarak bilinen Ye'cüc ve Me'cüc arasında Kuran’da Yecüc-Mecüc, Tevrat ve İlk Ahit'te Gog-Magog olarak bahsedilen devler ve cüceler olarakta tanımlanan bu toplumun Zu'l-Karneyn tyarafından hapsolundukları yer olarak tahminler yine Altay ve Himalaya Dağlarını gösteriyor.  Gelişen tüm teknolojiye rağmen bu bölgeler arasında böyle bir topluluğa rastlanılmadığına göre beklide sanıldığı gibi bir bend içinde değil tamda Agarta gibi dağların altında bir yerdedirler…
 
Görüyorsunuz ya senaryo yazmak hiçte zor değil… Bir kere soyunmayın bu işe her yerden bir bağlantı kurabilir, bir ilişki bulabilirsiniz…  Ama gerçek bir tanedir…


            Gelelim suikast iddialarına... Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk suikast 11 Temmuz 1978’de düzenlenmiştir.  12 Eylül ihtilali öncesi tam 11 suikast yapılmış ve ihtilalle birlikte şıp diye kesiliveren arkası 1990’lı yıllarda hortlamıştır.  2007’ye kadar süren bu hortlama şimdilik Hrant Dink cinayeti ile son bulmuştur.  1978’de ne oldu acaba diye hiç düşündünüz mü?  Bana göre olan şey 1978’de değil çok daha önce olmuştu.  Olay çok partili hayata geçişle başlamıştı… Herkesin bildiği gibi maalesef Türk Halkı aldım-verdim oyunu oynamamış oyunu hep sağ partiden yana kullanmıştır.  Derken Türk siyasi hayatı gelişme yerine karmaşa ve kargaşaya kucak açmıştır.  Halk sağı seçtikçe cunta solu dayatmıştır…  
 
Gelin bir başka istatistiğe bakalım…
 
Abdi İpekçi-------------->Arabasında vurularak öldürüldü!
Nihat Erim--------------->Evinin yakınında vurularak öldürüldü!
Muammer AKSOY------->Evinin yakınında vurularak öldürüldü!
Çetin EMEÇ-------------->Evinin yakınında vurularak öldürüldü!
Turan Dursun----------->Evinin yakınında vurularak öldürüldü!
Bahriye ÜÇOK ---------->Evinin yakınında bomba patlatılarak öldürüldü!
Uğur MUMCU------------>Arabasında bomba patlatılarak öldürüldü!
Ahmet Taner KIŞLALI ->Arabasında bomba patlatılarak öldürüldü!
Ali Gaffar Okkan-------->Arabasında vurularak öldürüldü!
 
Genele bakıldığında suikastlar evlerinin yada işlerinin yakınında, bazen de arabalarında yapılmıştır. Tabi amaç birilerini susturmaksa… Şayet amaç dikkat dağıtmak ya da şöhret olmaksa o zaman kürsüde kurşun yağdırırsınız… Evinden çıkıp TBMM yolunu tutan birinin hele ki bu Bülent ARINÇ ise nerelerden geçeceğini hangi saatte geçeceğini kestirmek için ya da öğrenmek için ne müneccim olmanız gereklidir nede istihbarat ajanı… Devleti içten çöktürecek kadar detaylı ve ince iş yapan Ergenekoncular böyle bir görevi yapmak için bu kadar beceriksiz askerleri kullanıyorsa korkacak bir şey yok demektir zaten… Zira iki adresi ezberleyemeyen, Ağca gibi bir adamın bile çokta kolay yaptığı suikast işini yapabilmek için krokiler çizen bir iki askerle ne hükümetler devrilir ne de devletin temeli çürütülür…

Kan kokusu ağırdır. Bir kere içinize doldumu önce taşar sonra taşkın sesi gecelerce kulaklarınızda çınlar… Kan akıtmak,  baş yarmak için değil! Göz çıkarmak için değil! Dosdoğru olması gereken yere koymak için taşları ele almak gerek…İşte o vakit görecek güzel günlerimiz olacaktır!
 
Vicdan sahibi olamamışların hayatımızda da olmadığı günlerin özlemi ile hepinize darbesiz, bol demokrasili günler dilerim…
 
Gözünüz kadar gönlünüz ve ufkunuzda açık olsun… 
 
 
 


325 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Yazıya Toplam 15 Puan Verildi
 Kaynak :  Erenç YILDIZ

 Kategori ¬ Köşe Yazısı

 
 
 

 Duyuru
  THE RAVEN GARDEN PETS HOTEL  

  satılık köpek yavruları  

  CANLI TV BÖLÜMÜ BOOKTANHABERDE  

  netbul  

  GAZETE MANŞETLERİ  

  www.hepsiburada.com  

  gazetelerin köşe yazarları  

  ARMAGRAFİK ANTALYADA HİZMETİNİZDE 0242715 35 83-84  

  Habercilik Sırası Sizde  

 
 Köşe Yazıları

raven garden

raven garden ¬
PİT BULL Terrier Hakkında Bilimsel Gerçekler

soner kurceren

soner kurceren ¬
Yazı Eklenmemiş

Samet UZUN

Samet UZUN ¬
BEN NELERİN KIYMETİNİ BİLMİYORUM?

zekeriya erçek

zekeriya erçek ¬
İsrailden ABDye soykırımcı elçi

Erenç YILDIZ

Erenç YILDIZ ¬
SARIKIZ BALYOZU GETİR, YECÜC İLE MECÜC ELDİVENİMİ ÇALMIŞLAR...

CAN YENER

CAN YENER ¬
KAZANAN VE KAYBEDEN ARASINDAKİ FARK

İLKSEN ALOĞLU

İLKSEN ALOĞLU ¬
HİPNOZ VE HİPNOTERAPİ ARASINDAKİ FARK NEDİR

VATANDAŞ RIFAT

VATANDAŞ RIFAT ¬
Ateşle oynamak....

dj ilhan ugur varol

dj ilhan ugur varol ¬
dj ugur varol dark drums 2009 live life sound set
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Haber Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Haber Eklenmedi.
200  KADIN VE ÇOCUĞA VAHŞİCE TECAVÜZ ETTİLER 200 KADIN VE ÇOCUĞA VAHŞİCE TECAVÜZ ETTİLER
Kongonun doğusunda, BM Barış Gücü üssüne 16 kilometre mesafede bir bölgede Ruandalı ve Kongolu militanların yaklaşık 200 kadın ve bir grup erkek çocuğunu dört gün alıkoyarak tecavüz ettiği bildirildi....

Hürriyetin Can Abisi 40ından sonra Köpekçi Can oldu
 
 Takvim
 

 
 Son Haberler
 
 Popüler Haberler
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 1.5033 1.5106
  Euro 1.9179 1.9272
 
 Hava Durumu



 
 Reklam



 

 



 
 

   © Copyright - 2008- www.booktanhaber.com - Haberin Doğru Adresi - Tüm Hakları Saklıdır.  EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.